25 Eylül 2009

BİR KADER ÖYKÜSÜ

Bir küçük çocuk, annesi nakış işlerken dizlerinin dibinde oturup onu seyretmeyi çok severdi. Bir keresinde aşağıdan annesine doğru bakıp sordu:

“Anneciğim, ne yapıyorsun?”

Annesi, tatlı ve şefkatli bir sesle cevap verdi:

“Nakış işliyorum yavrum. Bu kasnaktaki kumaşın üstüne güzel desenler işlemeye çalışıyorum.”

Küçük çocuk:

“Ama yaptığın şey, hiç güzel görünmüyor, karmakarışık…”

Gerçekten de çocuğun oturduğu yerden bakınca, annesinin elinde tuttuğu kasnağın altındaki ipler, birbirine giriyor, kasnağın üstünde görülen san’atlı işlemelerden ise, hiçbir eser görünmüyordu.

Çocuğun bu sözüne annesi gülümseyerek:

“Hadi sen git, biraz oyna” dedi. “Nakışımı bitirdiğimde seni dizime oturturum, o zaman o nakışa benim yakınımdan bakar ve ne olduğunu anlarsın.”

Çocuk oynarken, annesinin parlak renkli ipliklerin yanında, o kapkara iplikleri neden kullandığını merak etmekten kendisini bir türlü alamadı. Biraz sonra annesinin sesi duyuldu:

“Gel kızım, yanıma otur da, birlikte bakalım bu nakışa.”

Annesi gibi kasnağa üst taraftan bakan çocuk, şaşkınlıktan ve hayranlıktan ne diyeceğini bilemedi. Kasnağın üstünde harikulâde bir çiçek resminin nakşedildiğini gördü.

Peki ama bu büyük farklılığın sebebi neydi? Alttan bakınca karmakarışık, üstten bakınca harika nakışlar. Nasıl böyle olabiliyordu? Annesi onun bu merakını şu sözleriyle giderdi:

“Yavrum, alttan bakıldığında nakış karışık ve anlaşılmaz görünüyordu. Çünkü sen nakışın üst tarafına daha önceden çizili bir plan olduğunu göremiyordun. Bu benim yaptığım bir dizayndı. O çiçeği işlemek için, benim bu çizimi ve planı takip etmem gerekiyordu. Şimdi benim tarafımdan baktığında ise, ne yaptığımı daha iyi görebiliyorsun.”

Küçük kız yıllar geçip büyüdüğünde, başına gelen her iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin olaylar karşısında, hep bu yaşadığı olayı hatırladı. Hayatının bir nakış gibi, İlâhî bir kudret eli tarafından dantel dantel işlendiğini, kendisine karışık, anlamsız, kötü gibi görünen olayların, aslında İlâhî bir planın nakışları olduğunu, ortaya çıkacak bütünün ve kompozisyonun hârikulade bir resim teşkil edeceğini hissederek hâlinden pek de şikâyetçi olmadı.

Evet; " Güzelliğin güzelliğini artıran, çirkinin çirkinliğidir ” diyor, " Bediüzzaman Hz.". Kâinattaki kader imtihanında, çirkinin de şerrin de özel bir yeri vardır. İyiliğin ve güzelliğin dereceleri, mertebeleri onlarla bilinir. Şeytan ve nefsimiz bu duruma itiraz ettiğinde, mutlak kudret, cemâl, kemâl sahibi olan Allah’ımızla aramıza girmeye kalktığı zaman, “Rabbimizle aramızdan çık, çekil ve yıkıl.. Gölge etme, başka ihsan istemem” deyip onu uzaklaştırmalıyız.

Ve İbrahim Hakkı gibi:

“Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif ânı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler” demeliyiz.


Kaderin her şeyi güzeldir bilmeliyiz. Ama irademizle çirkinleştirdiğimiz, günahlarımızla lekelediğimiz şeyler müstesna…
Kader Allah’ı tanıtır, Allah’ı bildirir ve bize Allah’ı sevdirir. Ateşini kalpten, nurunu akıldan alan bir sevgiyle sevilirse Allah (cc), o zaman kaderin sırrı ve güzelliği daha iyi anlaşılacaktır İnşaallah.


SELİM GÜNDÜZALP

15 Eylül 2009

KADİR GECESİ


KADİR SURESİ



KADİR NE DEMEKTİR?
Kadir kelimesi sözlükte; güç, kuvvet, şeref, azamet ve iktidar sahibi anlamına gelmektedir. Bu kelime Allah Teâlanın güzel isimlerinden biridir. Allah’u Teâla mutlak güç ve kuvvet sahibidir. İstediğini istediği zaman, istediği şekilde yapar ve yaptırır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.” buyurulmaktadır. Bakara Suresi, 20.
KADİR GECESİ NE ZAMANDIR?
Peygamberimiz (s.a.v.) den Ramazanın son on günü içindeki tek rakamlı gecelerden herhangi birinin Kadir Gecesi olduğuna dair hadisler nakledilmiştir.
(Buhari, Leyletü’l Kadir B.3); (Müslim, Sıyam, 307)
Kadir Gecesi Ramazan ayının 27. gecesi olarak kabul edilmekte ve bu gecede ihya edilmeye çalışılmaktadır.
KUR’AN-I KERİM’DEKİ KADİR SURESİ BİZE NE ANLATIYOR?
Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır.
Abese sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 5 (beş) âyettir.
Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne inişinden bahsedilir.
MEALİ:
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.
2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
3. Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.
4. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.
5. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.
KADİR GECESİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?
1- Kur’an-ı Kerim okumalıyız.
2- Kaza namazı kılmalıyız.
3- Nafile namaz kılmalıyız.
4- Muhtaçlara yardım etmeliyiz
5- Dua ve tövbe etmeliyiz.

Hz. Peygamber bu gecede şu şekilde dua edilmesini tavsiye etmiştir:

- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni.
(Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)
*************
Kadir Geceniz Mübarek Olsun..Selam ve Dua ile..

28 Ağustos 2009

RAMAZAN'DA MANEVİ KAZANÇLAR

YEDİNCİ NÜKTE

Ramazan'ın sıyâmı, dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeye gelen nev-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a'mâl, bire bindir. Kur'ân-ı Hakîmin, nass-ı hadisle, herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir.

Ramazan-ı Şerifte herbir harfin on değil, bin; ve Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler; ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadirde otuz bin hasene sayılır.

Evet, herbir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur'ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki, milyonlarla o bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü'minlere kazandırır.

İşte, gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki, bu hurufâtın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasârette olduğunu anla.

İşte, Ramazan-ı Şerif adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır.

Ve uhrevî hasılat için gayet mümbit bir zemindir.

Ve neşvünemâ-i a'mâl için, bahardaki mâ-i Nisandır.

Saltanat-ı rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resmigeçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir.

Ve öyle olduğundan, yemek içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hâcâtına ve mâlâyâni ve hevâperestâne müştehiyâta girmemek için, oruçla mükellef olmuş.

Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hâcâtını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek, savmı ile Samediyete bir nevi aynadarlık etmektir. (Mektubat sh. 391)

Bediüzzaman Said Nursi

SÖZLÜK:

SIYÂM : Oruçlar.
NEV : Çeşit, sınıf, cins, tür.
SEVÂB-I A'MÂL : Amellerin karşılığı.
NÜZÛL : İnmek, iniş.
NASS-I HADÎS : Hadîsin açık ve kesin hükmü.
HASENE : İyilik, güzellik, hayırlı amel; Allah rızâsına uygun iş.
LEYLE-İ KADİR : Kadir Gecesi; Ramazan ayının son on günü içinde bulunan en hayırlı gece.
ŞEHR-İ RAMAZAN : Ramazan ayı.
ŞECERE-İ TÛBÂ : Cennetteki Tûbâ ağacı.
KUDSÎ : Mukaddes, yüce, temiz. Kusursuz ve noksansız.
HURUFÂT :Mukaddes Harfler.
HASÂRET : Zarar etme, ziyan, kayıp.
MEŞHER : Sergi, fuar.
UHREVÎ : Ahirete dâir, öteki dünyaya âit.
HÂSILÂT : Elde kalanlar, ele geçenler, kâr, ürün.
NEŞV Ü NEMÂ-İ A'MÂL : Amellerin yeşermesi ve büyümesi.
MÜMBİT: Verimli
MÂİ NİSANDIR : Nisan yağmuru/Su.
BEŞERİYET : İnsanlık.
HÂCÂT : İhtiyaçlar.
İSTİHZÂR : Hazır etme, gözönüne getirme.
SEMÂVÎ : Cenâb-ı Hak tarafından gönderilen, gökten gelen.
HİTAB : Söz söyleme. Topluluğa veya birisine karşı konuşma.
HÜSN-Ü İSTİKBÂL : Güzel karşılama, iyi karşılama.
HÂCÂT-I SÜFLİYE : Aşağılık ve bayağı ihtiyaçlar.
MÂLÂYÂNİYÂT : Faydasız, boş şeyler veya sözler.
HÂLÂT : Hâller, durumlar, keyfiyetler.
TECERRÜD : Sıyrılma, soyunma, çıplak olma.
EKL Ü ŞÜRB : Yeyip içme.
MÜŞTEHİYÂT : Nefsin hoşuna giden ve iştâhla yenen şeyler.
MÜKELLEF : Yükümlü, vazifeli. Bir şeyi yapmaya mecbur olan.
SAVM : Oruç.